şiir için…

En Son

■Gözlerin gözlerime değince
■Felaketim olurdu, ağlardım
■Beni sevmiyordun, bilirdim
■Bir sevdiğin vardı, duyardım
■Çöp gibi bir oğlan, ipince
■Hayırsızın biriydi fikrimce
■Ne vakit karşımda görsem
■Öldüreceğimden korkardım
■Felaketim olurdu, ağlardım
■Ne vakit Maçka’dan geçsem
■Limanda hep gemiler olurdu
■Ağaçlar kuş gibi gülerdi
■Sessizce bir cigara yakardın
■Parmaklarımın ucunu yakardın
■Kirpiklerini eğerdin, bakardın
■Üşürdüm, içim ürperirdi
■Felaketim olurdu, ağlardım
■Akşamlar bir roman gibi biterdi
■Jezabel kan içinde yatardı
■Limandan bir gemi giderdi
■Sen kalkıp ona giderdin
■Benzin mum gibi giderdin
■Sabaha kadar kalırdın
■Hayırsızın biriydi fikrimce
■Güldü mü cenazeye benzerdi
■Hele seni kollarına aldı mı
■Felaketim olurdu, ağlardım

AKLIMDA SEN

aklımda sen

bardakdan boşalırcasına yağmur

aklımda sen

…işte bekliyorum yine

hayal üstüne hayal kuruyorum

cevabını bulamadığım sorularla

yoruldum bu gece

gözlerim taş duvarlarda

ağlamaklı bekliyorum yine

keşke keşke gelebilsen

ne dokunmak ne sarılmak

nede  sevişmek

yanlızca ama ölürcesine

karşımda seni bulmak istiyorum

bunca yanlızlığıma değermisin bilmem ama

aklımda sen yanlızca ve sadece senn

AŞK KOKULU DENİZİM

AŞK KOKULU DENİZİM

Dışarıda hafif bir rüzgar var

Gözümde hafif bir yaş

Ağlamaklıyım bu gece mutluluğumla

Birazda üşümek var üstümde tatlı bir serinlik

Biraz değilse de çokça aşk var kalbimde

Bolca sevgi besliyorum sana

Çorak araziye benzeyen kalbimi

Aşk bahçesi yapıyorum senin için

2 gün önce attım daha tohumlarını

2 gün oldu beyaz gül dikeli

2 gün oldu kırmızı gül dikeli

2 gün oldu kasım patını ekeli

Daha 2 gün önce aldım DENİZİM’den suyu

Sevda kokar DENİZİM’in suyu

Ve geçtim bu gün kasımpatımı izliyorum

Güllerime gübre atıyorum

Sana senin olan kalbimden

Aşk bahçesi yapıyorum

Ve bu bahçeden yazıyorum sana

Aşk kokulu şiirleri her gece

Bu kalbimdeki çiçekler

Sadece sen varsın diye var

Ve bundan sonraki ömrümde hep var olman için

Sana kalpten sevgi büyütüyorum

SENİ SEVİYORUM AŞK KOKULU DENİZİM

H. Koray SAMANYOLU    

            01.10.2011                 Saat: 22/58

Dostluk

Aslında insanlardır aşkı da dostluğu da yaratan
Kimisi yarattığı aşkı doğru kişiye emanet eder
Mutluluğu sevgiyi doyasıya yaşar
Hüzün onun için anılarda gizlidir

Kimisi aşkı hiç hak etmeyen birisine yükler
Acıları ayrılıkları terk edilmeyi yaşar
Hayatta bu yaşıma kadar yüzlerce mutlu çift gördüm
Hepsi çocuk gibiydiler mutluydular çünkü

Bu güne kadar da o kadar ayrılan çift gördüm ki
Canları yanan ölmek isteyip te ölemeyecek kadar çaresiz
Onsuz olamam diyenini gördüm
Bunlara bakıp ta güldüm

Doğduğundan beri omuydu yanında
Hatta komşunun bahçesinden;
Meyve çalarken onun omzumuydu destek veren
Ya da o seni terk ettiğinde yanında kim vardı

İşte o vazgeçilmez kişiydi yanındaki
Sevgilin gibi olması imkânsızdır
Onu aratmaz sana mesela;
Sen mutluyken pek göremezsin etrafında

Ama gün olurda üzülürsen en kötüde olsa sadece kötüde olsa,
Kafanı ne yana çevirsen ordadır her zaman
Sana mutluluk vermek için bekler
Ve seni mutlu görmeden kovsan da gidemez

Yanındaki kim mi?
Yanındaki benim sensin hatta biziz
Hep üç harfiz ama içimize bakarsan
Otuz kişiyiz aslında

Arkadaşından yardım istersin yapar
Ama dostundan istemezsin mesela
Çünkü asla yardım istemeni beklemez
Sen daha aklına bile getirmeden koşup gelir yanına

Tıpkı sevgili dostum
Hayatımda yaşadığım en büyük dost topluluğunun üyesi
Otuz kişiden biri olan Mustafa Burak DİKİLİTAŞ gibi
Eminim bu yazıyı okuyunca ne gerek var diyecektir

Dostlukta gereksinim yoktur
Mesela tebessüm yaratacak her şey yapılır zaten
Tabi ki bu yazıyı yazmamda etmen olan
Mustafa’nın bana yaptığı bir yardım
Mustafa’ya candan teşekkür ederim
Ve şu an anlıyorum ki TİYATRO İMYO
Sadece bir tiyatro topluluğu değilmiş
Dostluğun yaşanacağı en güzel yerlerden biriymiş

H. Koray SAMANYOLU
Saat:21.40 25.09.2011 Pazar

Yağmur ( Şarkılar Seni Söyler )

Ne zaman eskiyor sevgiler… Ödenen bendellerin acısı geçince mi ?
Yağmur yağıyor. Mutfak camındayım. Nasıl üşüdüğümü bilemezsin.
Menekşelerim çiçek vermiyor artık anne.
Söylediğin gibi hep dibinden su verdim ama…

Şimdi telefon açsam sana, sesini duymak da yetmiyor ki.
Hep aynı cümleler; “Babamlar nasıl, ilacını aldın mı?”
Nedenini bilmediğim bir ağlamak var içimde.
Bir yerlere sığdıramıyorum yüreğimi. Bazen mutfakta
dalıp giderdin yemek yaparken, tahta kaşıkla
tencerenin başında öylece ne düşünürdün acaba?
Özlemek çok fena anne. Anlamak seni; daha da fena…

Omuzlarım ağrıyarak uyanıyorum sabahları.
Benim kızımın omuzlarımı ovmasına daha çok var.
Gittikçe sana mı benziyorum ben, ya da
“Annenin kaderi kıza” dedikleri doğru mu?
“Baban eskitir her şeyi kızım” demiştin bir kez,
anlamamışım meğer, eskiyormuş anneciğim.
Omzunu ovacak kalmıyormuş meğer aynı evin içinde.
Şimdi duysan bunları ne üzülürsün; mutsuz mu kızım diye,
çoktan kendinden vazgeçmiş bir sesle. Mutsuz değilim de anne,
yağmura ve mutfağımdaki kedere çare bulamıyorum.

Evimi topluyor, toz alıyor, patlıcan kızartıyor,
televizyon seyrediyor, akşam çalan kapıyı açıyorum,
açtığımı gören olmuyor.
Pişirdiğim yeniyor da, güzel olmuş denmiyor.
Çay demleniyor, demleniyor, demleniyor…

Kederim mutfağımın her yerine yerleşiyor.
Ah nasıl eskiyor her şey anne, nasıl eskiyor.
Eskilerimi de atmaya kıyamıyorum. Seni çok özlüyorum.
Bana yasakladığın bahçeler, sana da mı uzaktı hep?
Gidemeyişine ağladın mı sende? Ne zaman eskiyor sevgiler?
Ödenen bedellerin acısı geçince mi? İşte böyle,
kalbimde bir acı. Şarkılar seni söyler.

İclal Aydın

Ben Sana Mecburum

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih’te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.

Belki haziran da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy’de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin. 

Atilla İlhan

Seni seviyorum

sus ve dinle beni
ölmek istiyorum
sevgini tattım, seni tattım
ve artık ölmeliyim
izin ver
…öyle bakmaa
yüküm ağır, çeyrek ömür bile yaşamadım ama
yüküm çok ağır
canım yanarken yaşayamam
ihanetiyle süsledi beni Tanrı
kızamam belki ama isyan eder
ölürüm ben de
bakma öyle
seni seviyorum
cehennemde görüşürüz
gözlerini kapada son kez öpeyim seni
seni seviyorum…

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.